müzik ve dans ruhun gıdasıdır.

7/8/2006 - sezen aksu-biyografi


Sezen Aksu
Doğum tarihi 13 Temmuz 1954
Ölüm tarihi **
Doğum yeri Türkiye / Denizli
Mesleği Müzisyen
 

Biyografi [değiştir]

13 Temmuz 1954 yılında Denizli Sarayköy'de doğdu. Anne ve babası öğretmendi. Üç yaşında İzmir'e taşındılar. Büyüme çağında sanatın bütün dallarına ilgi duyan Sezen, resim, tiyatro, dans dersleri alırken, yüksek öğrenim için Ziraat Fakültesi'ni seçti. Aynı yıllarda İzmir radyosu sanatçılarının dersler verdiği İzmir Radyosu Sanatçılar Derneğine girdi ve dört yıl aralıksız, iki yıl aralıklı altı yıl süreyle Türk Sanat Müziği eğitimi aldı. Ziraat fakültesindeki öğrenimini yarıda bıraktı. Profesyonel olarak müzikle ilgilenmeye başladı. İlk 45'liği Haydi Şansım/ Gel Bana 1975 yılında çıktı. Aynı yıl içerisinde Yaşanmamış Yıllar/ Kusura Bakma isimli ikinci 45'lik plağı yayınlandı. Sezen Aksu bir dergiye verdiği röportajda, iki plağını amatör bulduğunu ve gerçek çıkışını üçüncü plağı Olmaz Olsun/ Vurdumduymaz ile yapacağını söyledi, dediği gibi de oldu. Olmaz Olsun/ Vurdumduymaz, 1976 yılının müzik listelerinde uzun süre bir numaradaki yerini korudu. Yorumculuğu kadar besteci ve söz yazarı kimlikleriyle dikkatleri üzerinde toplayan Sezen Aksu'nun 1976'da çıkan diğer 45'likleri Kaç Yıl Geçti Aradan ve Kaybolan Yıllar oldu.

1978'de Hurşid Yenigün'ün iki bestesine söz yazan sanatçı, Gölge Etme/ Aşk isimli 45'liğini piyasaya sundu. Artık Sezen Aksu'nun müzik listelerinde haftalarca bir numarada kalması kimseyi şaşırtmıyordu. Yine bu yıl içerisinde, şu anda piyasada bulunan en eski Sezen Aksu yapıtı olma özelliğini koruyan Serçe kaseti piyasaya çıktı. Bir yıl sonra "Serçe"yi Ağlamak Güzeldir izledi. İlk kez 1979'da sinema oyunculuğu denedi.

1982'nin ilk haftası Şan Müzikholü'nde Sezen Aksu Aile Gazinosu adlı müzikali sahneledi. Müzikalde yedi ayrı tipi canlandıran sanatçı, Adile Naşit, Şener Şen, Ayşen Gruda, Altan Erbulak gibi usta tiyatro oyuncuları ile aynı sahneyi paylaştı. 1984 yılında yayınlanan Sen Ağlama çalışması, TRT denetiminden ancak bir sonra geçtiğinde şarkıları geniş kitlelere ulaştı. Bu sırada Minik Serçe, oyunculuk yeteneğiyle de ön plandaydı. 1986'da sahnelenen Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra müzikalinde oynadı. Aynı yıl çıkan Git albümü piyasaya çıkar çıkmaz büyük bir ilgi gördü ve albümün hemen hemen bütün şarkıları hit oldu. Daha sonra yayınlanan Sezen Aksu 88 isimli çalışmasını Sezen Aksu Söylüyor takip etti. 1991 yılında Gülümse de, diğer albümleri gibi büyük ilgi uyandırdı. Hatta albümdeki şarkılardan Hadi Bakalımın singleAvrupa'da yayınlandığında, klibi olmamasına rağmen iyi bir satış grafiği yakaladı.

Sezen Aksu, yoluna müzikalite açısından kusursuz albümler yapmak üzere devam etti. Deli Kızın Türküsü (1993) farklı tarzdaki Sezen Aksu albümlerinin ilki oldu. Küçüğüm, Masum Değiliz, Kalbim Ege'de Kaldı gibi şarkılar bu çalışmada yer aldı.


1996 yılında vefat eden Onno Tunç'a ithafen, aynı yılın yaz ayında Düş Bahçeleri'ni çıkardı. Bu albümde, altı yıl süresince vokalistlerine albümleri için verdiği şarkılarını yeniden yorumladı.

1997'de Goran Bregoviç ile birlikte çalıştığı ve Balkan ritminde şarkılardan oluşan Düğün ve Cenaze yayınlandı. Farklılaşan müzikal çizgisine karşılık eski Sezen şarkıları isteyen hayranlarını kırmayarak 1998'de Adı Bende Saklı isimli albümünü yaptı. Sanatçının en son yayınlanan çalışması ise Deliveren oldu.

Bugüne kadar 16 albüm ve 500'den fazla şarkı yapan Minik Serçe ve 'Ana Kraliçe gibi unvanlara sahip sanatçı, Türk pop müziğinin en güçlü seslerinden biri. Ayrıca, bir zamanlar vokalistliğini yapan Aşkın Nur Yengi, Harun Kolçak, Levent Yüksel, Sertab Erener gibi isimleri de pop müziğimize kazandırdı.Minik Serçe lakabını Sezen Aksu'ya rahmetli gazeteci Yavuz Gökmen takmıştır.

Kaynakça [değiştir]

Diskografi [değiştir]

45'likleri [değiştir]

Müzik Albümleri [değiştir]

Uzun Kasetleri (Long Play) [değiştir]

Plak]])

Oynadığı Müzikaller [değiştir]

  • Sezen Aksu Aile Gazinosu (1982)
  • Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra (1986)

Oynadığı Filmler [değiştir]

  • Büyük Yalnızlık (1989)
  • Minik Serçe (1978)

Aldığı Ödüller [değiştir]

Bağlantılar [değiştir]

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

21/7/2006 -

NİL KARAİBRAHİMGİL

 

 

Nil Karaibrahimgil dinleyenleri başka dünyalara götüren büyülü sesiyle Türk Pop müziğinin son zamanlarda kazandığı en büyük yeteneklerinden birisidir. Müzisyenlerle dolu bir ailenin üyesi olması yakaladığı büyük başarının tesadüf olmadığının en büyük ispatıdır.

Babası Suavi Karaİbrahimgil “Müzikomani” adlı parçasıyla geçmiş yıllarda büyük bir başarı yakalamıştı. On yıl ara ile Gurbetçi ve Biz Sizi Ararız adlı albümlerin altına imza atan Suavi Karaibrahimgil, 1992 yılında son stüdyo çalışması sırasında minik kızı Nil’i en fazla etkileyen isimlerden biridir. O zamanlar 16 yaşında olan Nil büyük bir popstar olmayı kafasına koymuştu.

Nil’in amcası Selami Karaibrahimgil ise Türk Pop Müziğine bir zamanlar damgasını vurmuş hatta dönemin en büyük isimlerinden Ayşegül Aldinç’le ülkemizi Eurovision Şarkı yarışmasında temsil etmiş olan Modern Folk Üçlüsü’nün üyelerinden biridir. Modern Folk Üçlüsü’nün aktif müzik yaşamı sona erdikten sonra Türkiye Turizm Ateşesi olarak çalışmalarına devam eden Selami Karaibrahimgil ise Nil’i bu konuda etkileyen en büyük ikinci isimdir.

22 yaşındayken okuldan arta kalan zamanlarında Reklamevi adlı reklam ajansında metin yazarı olarak çalışmaya başladı.(Reklamevi Sertab Erener’in kardeşi olan Serdar Erener’e ait.) 2000 yılında Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olduktan sonra reklam sektöründe çalışmaya devam etti.

Altına imza attığı bazı reklamlarla sektörün oskar ödülleri olarak kabul edilen Kristal Elma ödüllerine layık görüldü. (Hüner Margarin ve First Duo reklamları) Ayrıca iki robot arasındaki aşkı anlatan Algida’nın “Aşkımla Erir misin?”adlı reklam müziğini seslendirerek dikkat çekti. Televizyonlarda sık sık gösterilen Bellona, Trendy&Friendly reklamının müziği de Nil’e ait. (Bellona’yı seslendiren isim Göksel’di.)

Nil Karaibrahimgil için asıl dönüm noktası Hazırkart reklamlarından sonra başladı.Reklamda bir anda tüm Türkiye’nin diline dolanan “Ben Özgürüm” adlı parçayı seslendiren Nil insanlar tarafından Özgür Kız olarak tanındı. Reklamın daha sonraki bölümlerinde Nil’e pop müziğin en başarılı isimlerinden biri olan Tarkan eşlik etti.

2002’de Tarkan’ın başarısında büyük imzası olan Ozan Çolakoğlu ile biraraya gelen Nil Karaibrahimgil Sony Müzik ile bir anlaşma imzalayarak ilk albümü için kolları sıvadı. Seslendirdiği reklamlarla zaten büyük bir kitlenin hayranlığını kazanan Nil’in albümü zaten beklendiği için hiç de sürpriz olmamıştı.

Nil Dünyası adlı albümden ilk klip parçası “Extra Large” ve daha sonra “Rüzgar” ve “Kek” adlı parçalarla pop müzik dünyasında önemli bir yer edinmiş ve kalıcı olacağının ilk sinyallerini vermiştir.

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

21/7/2006 -

YILDIZ TİLBE

 

 

 

 

 

Hiçbir zaman uslanmayan kız olarak hayatla inatlaşmasını hep sürdürdü. Bulaşık yıkarken nasıl şarkı söylüyorsa, sahnelerde de öyle şarkı söylemek istedi. Böyle yaptığı için de sürünün kara koyunu olarak kaldı. Ama gelgitlerine rağmen yedi yılda beş albüm çıkardı, sadık dinleyici onu herşeye rağmen terketmedi. Neydi bu kızdaki şeytan tüyü? Evinin yakınındaki taksi şoförü bile onun için ‘‘çatlaktır ama içinde hiç kötülük yoktur’’ diyor.

Yıldız Tilbe'yi anlamak için belki de her seferinde hayatını hatırlamak lazım. Onun için bir kaybeden denilebilir mi? O şöyle diyor: ‘‘Kaybeden de benim, kazanan da benim. Bir kayıp varsa benden giden, bunu kazanan da yine benim. Kayıplarım benim kazançlarım. Kaybettiklerim de bende hálá. Ne kaybettiysem, kendi içimde kaybettim. O yüzden kaybım yok.’’ Sizce de kaybı yok mu?

1966 yılının 16 Temmuz'unda İzmir'de Tilbe ailesinin altıncı çocuğu olarak dünyaya geldi Yıldız. Aile içinde ona Yadigar diyorlardı ama o, bu ismini hiçbir zaman sevmedi. Babası Tekel fabrikasında çuval indirip kaldıran mevsimlik işçiydi. Annesi de küçük bir bakkal dükkanı işletiyordu. Ailesi hayatlarının sonuna dek İzmir'de yaşamıştı.

Yıldız, fazla sesi soluğu çıkmayan bir çocuktu. Yakantoplarda canı hep çok yandı. Çünkü yenilenler vargücüyle fırlatıyorlardı topu. Sonraları hayatında kazık yedikçe, ‘‘Artık oynamak istemiyorum. İnsanlar yenilince bozuluyor. Hayatımın içinde oyun oynamak istemiyorum, kendim için yaşamak istiyorum’’ diyecekti.

Dikkatini toplayamadığı için ders çalışmaz, varsa yoksa şarkı söylerdi. Bulaşık, çamaşır yıkarken, tuvalette bile her yerden onun sesi yükselirdi. Okul hayatına noktayı koyduğunda orta ikinci sınıfa gidiyordu. Çalışmak zorundaydı. Dikiş atölyelerinde iplik temizledi, pazarlamacılık, tezgahtarlık yaptı, çocuk baktı. Çocuk baktığı evde karanlık bir odada kalıyordu. Yüklük, bavullar, ayakkabılar her türlü ıvır zıvırın olduğu bir odaydı bu. Gece olup da herkes uyuduğunda, alçak sesle şarkı söylerdi. Nota bilmeyen, eğitimsiz bir şarkıcı olduğunda herkes ona nasıl şarkı yazdığını ve bestelediğini sorduğunda cevabı hep aynıydı: ‘‘Nasıl yaptığımı bilmiyorum, bilsem anlatırım. İçime öyle doğuyor.’’

18 yaşına iki hafta kala, 15 gün önce tanıştığı ve ne iş yaptığını bile bilmediği bir gence kaçtı. Daha doğrusu kendini kaçırttı. Evlendiklerinden bir ay sonra eşi askere gitti. Asker dönüşünde ailelerine Sezen adında bir kız çocuğu da katılmıştı. Yıldız hamileyken Sen Ağlama şarkısını dinlerken, eğer kızı olursa çocukluğundan beri taptığı Sezen Aksu'nun ismini kızına vermeyi kararlaştırmıştı. Evlilikleri altı yıl sürdü.

1990 yılıydı, bir arkadaşıyla Pırlanta Pavyon'un önünden geçerken, ‘‘belki burada şarkı söyleyebilirim’’ diye geçirdi içinden. Birlikte içeri daldılar. Çalışanlardan birinin provası vardı ve sazlar da oradaydı. Yıldız, pavyonun sahibini sordu ve buldu. ‘‘Benim sesim güzel, şarkı söylemek, para kazanmak istiyorum’’ dediğinde, patron onu baştan aşağı süzdü ve ‘‘geç söyle bir şarkı bakalım’’ dedi. Yıldız, sazlarla birlikte şarkısını söyleyip bitirdiğinde, patron ‘‘bir tane daha söyle’’ dedi. Yıldız işe alınmıştı. Hemen terziye, oradan da kuaföre götürüldü. Ertesi gün sahne onundu. Altı şarkı söyledi. Ama altı şarkıyı da mikrofonun önünde kazık gibi durarak söyledi. Titrediğini görmesinler diye, ayaklı mikrofonu kendine siper etmişti.

1991'de Sezen Aksu, Uğur Yücel'le birlikte İzmir'de şov yapıyordu. Yıldız, o sıralar bir gecede altı kulüpte şarkı söylüyordu. O gece Sezen Aksu, Yıldız'ın sahne aldığı yere gidecekti. Gidecekti ama Yıldız orada sahneye çıkmış ve çoktan inmişti bile. Başka yerde şarkısını bitirip, tekrar Aksu'nun geleceği yere gitti. Aksu tuvalete gittiğinde, Yıldız da arkasından: ‘‘Ben sizi çok seviyorum, kızımın adı da Sezen’’ deyip sohbete başladı. Aksu, Yıldız'ın ne iş yaptığını öğrenince, çık bir şarkı söyle dedi. Sahneye çıktığında, Sezen Aksu'nun ‘‘ne kavgam bitti, ne sevdam’’ şarkısını söyledi. Arkasından bir daha, arkasından bir tane daha. Aksu oradan ayrılırken Yıldız'a telefonunu vermiş ve aramasını istemişti.

Sezen Aksu'nun ‘‘İstanbul'a gel’’ telefonundan sonra, Yıldız eşyalarını toplamış ve artık İstanbullu olmuştu. Aksu'nun evinde kalıyor ve Aksu'nun Uğur Yücel'le yaptığı şov süresince de vokalistliğini yapıyordu. Aksu'nun evinde Uzay Heparı isminde genç bir müzisyenle tanışmıştı. Aralarında doğan yakınlaşmadan bir süre sonra Yıldız Tilbe, Aksu'nun evinden taşındı. Zaten daha ne kadar onunla kalabilirdi ki? Aksu'nun şovu bittiği için vokalistliği de bitmişti. Artık tek başınaydı. İstanbul'da farklı gece kulüplerinde üç yıl boyunca çalıştı. Albüm çıkarmak istiyordu ama kimseden ne şarkı sözü, ne de beste alabiliyordu. ‘‘Madem alamıyorum, ben yapayım belki olur’’ dedi ve oldu. Boş kuyuya attığı taştan ses gelmişti. Sözü de bestesi de kendine ait olan Delikanlım şarkısı 1994'te ortalığı kasıp kavurdu. Kara kız, beste ve söz yazarı terminatörü gibi çalışıyordu. Tarkan'a verdiği Kış Güneşi şarkısı da çok tutmuştu. ‘‘O şarkı Tarkan'a çok yakıştı. İyi ki ona kısmet oldu’’ diyordu.

Tilbe'nin istediği şöhret gelmiş ama gelmesiyle diyetini de almaya başlamıştı. Bir yerlerde hata yapıyor ama hatasının ne olduğunun farkına bile varmıyordu. Aşkları da hüsranla bitiyordu. Aşk eşittir acı, acı eşittir erkek ve erkek de eşittir kazık yemek demek oluyordu onun hayatında. Herkesle kavga ediyor, geceleri sızıp kalıyor, hep hadise çıkarıyordu. Yeryüzünde değildi de, başka bir yerdeydi sanki. 1996'da narkotik, evine baskın yaptığında esrarla yakaladı onu. Niye değiştiği anlaşılıyordu! Mahkemeden çıkarken kendisine uzanan mikrofonlara bağıra bağıra ‘‘Delikanlım’’ı söyledi: ‘‘Ne yapayım, yüz tane mikrofon vardı. Hangi birine ne söyleyecektim. Daha albümüm çıkmadan bu çirkefin içindeydim. Duygularım kaşar değildi, beklentilerim değildi, hiçbir şeyim değildi de değildi. Beni yanıma koymadılar, karşıma koydular. Rakip olarak karşıma yine beni çıkardılar. Ben yanımda değil, artık karşımdaydım. İnsanın duygularının formülü yok. Zaafları olabilir. İnsan hissettiği şeyden vazgeçemez ve ambalajlanamaz. Ben sadece şarkı yaptım. Ambalajlanamadım.’’

Uyuşturucu olayından sonra, Yıldız hiçbir zaman eskisi gibi parlayamadı. Kapılar suratına birer birer kapandı, kafayı sıyırmış dendi ve kimse iş vermedi. 1991'de İzmir'de bir pavyonda başladığı şarkıcılık hayatı, 1998'de Eskişehir'de bir pavyonda devam ediyordu artık. Uyuşturucu tedavisi sonuç vermemişti. İkinci tedavi ne kadar faydalı olmuştu? Bu sorunun cevabı her zaman bir soru işareti olarak kaldı.

Herkes Tilbe'den köşe bucak kaçarken İbrahim Tatlıses ona destek olmuş, borçlarını üstlenmişti. Kendi şirketinden de Tilbe'nin kasetini çıkarmıştı. Her ne kadar, Sezen Aksu ile yolları ayrıldı gibi görünüyorsa da Yıldız Tilbe, ‘‘Benim ona olan sevgimden çok eminim. Dünyada onu katıksız seven bir elin üç parmağıysa ben onlardan biriyim’’ derken, Sezen Aksu da ‘‘Onun bendeki kredisi sonsuzdur’’ diyordu.

Gittiği bir davete, bir ayağında kırmızı, diğer ayağında mavi çorabı ve elinde bir de çekirdek paketiyle katıldı. Rüküştü. Bazen basma etekle bile dolaşıyordu. Sahnelerde dahi şatafatlı elbiseler giydiği pek vaki değildi. Oysa ses kadar süs de lazımdı onun dünyasında. Yıldız mızıkçılık ediyor, oyunu kurallara göre oynamıyordu: ‘‘Rüküş bulabilirler ama ben beğeniyorum. Böyle giyinmek hoşuma gidiyor. Ama bazen ikinci, üçüncü bir kişi de oluyorum ve istediğimi yapmıyorum. Haklılardır, güzel giyinmem lazım. Bir daha giymedim zaten mavi ve kırmızı çorap. Hayatım bana endeksli değil. Yaptırımların Yıldızı'yım ben. Öyle olmayınca da mavi çorap, kırmızı çorap olmuyor işte.’’

Yıldız, İstanbul'da sahneye çıktığı bir kulüpte şarkı söylerken birden mikrofonu bırakıp yere oturmuş, uzun bir sessizlikten sonra, öyle acılı bir ses ve insanın içini titreten bir bakışla ‘‘Ben güzel değil miyim?’’ diye sormuştu. Sonraları bu davranışını şöyle açıklıyordu ‘‘Bazen kendimi çirkin hissettiğim zaman sorarım öyle. Olur öyle enfeksiyonlu zamanlarım. Ben çok güzelim, bazen çok çirkinim. Ama çirkinliğimle de güzelim. Ve gözümün gördüğü herşey de güzel.’’

 

 

 

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

21/7/2006 -

TARKAN

 

Tarkan, 17 Ekim 1972’de Almanya'nın Alzey kasabasında, altı çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak doğdu. Müzik aşkı daha 3 yaşlarında başlayan Tarkan, 6. sınıfa geçerken, 14 yaşında Türkiye'ye döndüğünde, müziğe duyduğu bu büyük ilgi onu lise eğitiminin yanısıra Türk Sanat Müziği dersleri almaya yöneltti. 1990 - 1992 yılları arasında devam ettiği Üsküdar Musiki Cemiyetinde, kendisini müzik dünyasına katılma konusunda cesaretlendiren, Türkiye'nin saygın bestekarları ile çalışma fırsatını buldu.

Lise yılları bitip, üniversite sınav sonuçları açıklandığında Almanya'ya dönüş kararı alan Tarkan'ın, tam bu sırada Mehmet Söğütoğlu ile tanışması kaderini büyük ölçüde değiştirdi ve müzik dünyasına profesyonel anlamda girişinin temellerini atan ilk albümü "Yine Sensiz", 1993 yılında İstanbul Plak tarafından çıkarıldı. Konserleriyle ilk olarak sevenleriyle buluşan Tarkan kısa sürede 700 bin albüm satarak müzik piyasasına sağlam bir temel attı.

Tarkan ikinci albümünün hazırlık aşamasında, Türkiye'nin en önemli seslerinden Sezen Aksu ile tanıştı. Müzikal anlamda ilk kez buluşan iki sanatçının çalışmaları sonucunda "Şıkıdım" şarkısı ikinci albüme dahil oldu.

1995 yılında çıkan ikinci albümü "Aacayipsin" ile Türkiye ve Avrupa'da tam 74 konser verdi. Bu konserlerin 25 tanesi, o ana kadar ulusal çapta gerçekleştirilen en büyük sponsorlu turne kapsamında, Tarkan'ı Türkiye'nin farklı illerinde yaklaşık 750 bin seyirci ile buluşan stadyum konserleriydi. Bunlarla birlikte Tarkan çok önemli bir başarıya daha imzasını attı ve albüm 2.5 milyona yakın sattı.

Bunun ardından dil eğitimi almak üzere New York'a gitti. Bu dönemde tanıştığı Ahmet Ertegün ve Atlantic Records'la yeni projeler üzerinde çalışmaya başladı.

1994 - 1997 yılları arasında İsviçre, Hollanda ve Almanya'da toplam 12 şehri kapsayan 3 büyük Avrupa turnesine çıktı. 1995 yılında New York Palladium'da verdiği konser, Türkiye'de canlı yayınlandı.

Tarkan, 1997 yılının Temmuz ayında, üçüncü albümü "Ölürüm Sana" ile müzik dünyasında yine bir Sezen Aksu parçasıyla büyük bir çıkış yaptı. Bu albüm için yaklaşık 2 yıl boyunca hazırlanan Tarkan, Sezen Aksu’nun da katkılarıyla istenilen başarıya ulaştı ve ilk kez uluslararası müzik sektöründe kendini tanıttı. Üçüncü albümüyle tüm dünyaya sesini duyuran Tarkan’ın bu albümü 3.5 milyon sattı.

Tarkan bu başarının ardından hiç ara vermeden konserlere başladı. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Antalya’da verilen stadyum konserlerini, 10 ili daha kapsayan bir Türkiye turnesi izledi.

Güney Amerika'da verdiği konserlerde, seyirci Tarkan'a şarkılarında eşlik ederek büyük bir coşkuyla izledi.

Tarkan, yine 1997'nin Aralık ayında bu kez 17 ayrı şehirde 18 konserden oluşan yeni bir Avrupa turnesine çıktı.

Bu sırada, sanatçılarla yapılan çalışmaların albüm ve kliplerle sınırlı kalmaması vizyonu ve kendine ait bir müzik prodüksiyon şirketine sahip olma hedefi, Hitt Müzik projesinin çıkış noktası oldu.

1998'de ise İstanbul Plak'ın, "Ölürüm Sana" albümünün Avrupa'daki lisans haklarını ünlü Fransız firması Polgram'a devretmesi ile Tarkan'ın Avrupa'daki tanınırlığı önemli ölçüde arttı.

Böylece Tarkan, başta "Şımarık" single'ı olmak üzere, "Ölürüm Sana" albümü ile tüm Avrupa’ya Türkçe şarkı söyletmeyi başardı. Ve yine aynı albümle, Meksika'da Platin, Fransa, Hollanda, Almanya, Belçika, Lüksemburg, İsveç ve Kolombiya'da da Altın Plak ödülleri kazandı
 

1999 yılının baharında başlayan ve Almanya, Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda, Danimarka, Avusturya, Portekiz, Ukrayna, Fas, Avustralya ve Tunus gibi pek çok farklı ülkeyi kapsayan bir başka turne ise, aynı yılın yaz aylarında son buldu.

2000 yılının Şubat ayında askerliğini yapmak üzere Türkiye'ye dönen Tarkan, teslim olmadan hemen önce 14 Ocak'ta, 17 Ağustos depreminde zarar görmüş depremzedeler yararına İstanbul Mydonose Showland'de Türkiye’de ilk kez özel bir ses ve ışık sisteminin kullanıldığı bir konser verdi.

Dünya çapında bir sanatçı olmasıyla, sorumluluğunu daha da artan Tarkan, askerlik dönüşünde yeni albümünün çalışmalarına iyice hız verdi. 2 yıl süren titiz çalışmaların ürünü olan "Karma" albümü, Amerika, Fransa ve Mısır'daki stüdyolarda kaydedildi ve Mayıs 2001'de Kuzu Kuzu single'ı 5 değişik versiyonuyla tüm müzik marketlere sunuldu.

"Kuzu Kuzu"nun hemen ardından Ağustos ayı başında çıkan Karma albümü, 7 Ağustos'ta İstanbul'da başlayan bir konserler zinciri ile seyircisi ile buluştu. Son albümü "Dudu"yu 2003 yılında sevenlerine sundu.

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

21/7/2006 -

GRUP HEPSİ

 

 

Grup Hepsi

Grup Hepsi, 2005
Enlarge
Grup Hepsi, 2005

Konu başlıkları

Hepsi grubu uzun yıllardır arkadaş olan dört genç kızın bir araya gelerek oluşturdukları bir grup. Birbirleriyle bale okulunda tanışmışlar. Hepsi grubu Türkiye'nin ilk R&B tarzında müzik yapan grubu. Onlar sırf dört genç kız değil. Onlar sesleri ve vokalleri güzel olan genç kızlardır. Onlar bu sene en iyi vokal yapan grup seçildi. Avrupadada Türkiyeyi güçlü yapacak kızlarımızdır. Grup Hepsi için en güzel resimleri yukarıdaki bağlantıda bulabilirsiniz.


Şimdi geldik kızlarımızın kilo, burcu, tuttukları takımlar, soyadı ve yaşlarına:

Yasemin Yürük: Hepsi rengi mor, diş fırçası rengi mor, 20 yaşında, Başak Burcu, 62 kilo, Fenerbahçe'yi tutuyor.
Eren Bakıcı: Hepsi rengi fıstık yeşili, 22 yaşında, Boğa burcu, 58 kilo, Galatasaray'ı tutuyor.
Gülçin Ergül: Hepsi rengi pembe, 21 yaşında, Akrep burcu, 59 kilo, Takım tutmuyor.
Cemre Kemer: Hepsi rengi Mavi, 21 yaşında, Kova burcu, 44 kilo, Beşiktaş'ı tutuyor.



Yasemin Yürük

Yasemin 1986 yılında İstanbul'da doğdu. Yasemin orta okul ve liseyi Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Devlet Konservatuarı Bale bölümünde okudu. Şu an halen üniversite eğitimini devam ediyor. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümünde okuyor.

Üç yıl boyunca Atatürk Kültür Merkezi Çocuk ve Gençlik Balesi'nin sergilediği oyunlarda rol aldı.

Tiyatro dersleri aldı. Reklam jingle'ları seslendirdi. Özel şan ve piyano dersleri aldı.

Eren Bakıcı

Eren 1984 İstanbul doğumlu. Eren orta okul ve liseyi Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Devlet Konservatuarı Bale bölümünde okudu. Halen Mimar Sinan Üniversitesinde Modern Dans eğitimini sürdürüyor.

Altı yıl boyunca Atatürk Kültür Merkezi Çocuk ve Gençlik Balesi'nin sergilediği oyunlarda rol aldı.

Londra'da Urdang Dans Akedemisinde vede Budapeşte Dans okulunda eğitim aldı.

"Dans@" grubu ile Türkiye'yi Çin'de temsil etti.

Reklam jingle'ları seslendirdi.

"Yıldızların Altında" müzikalinde oynadı.

Michael Jackson ve Britney Spears gibi dünyaca ünlü yıldızlarla çalışan Selahettin Kara çalıştı.

Gülçin Ergül

Gülçin 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Orta okulu ve liseyi Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Devlet Konservatuarı Bale bölümünde okudu. Şu an Mimar Sinan Üniversitesinde Modern Dans eğitimini s Çocuk ve Gençlik Balesi'nin sergilediği oyunlarda rol aldı.

Özel piyano, şan ve hip-hop dersleri aldı.

Reklam jingle'ları seslendirdi.

Atatürk Kültür Merkezi Çocuk korosunda rol aldı.

Cemre Kemer

Cemre 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Liseyi ve orta okulu Mversitesi Güzel Sanatlar Devlet Konservatuarı Bale bölümünde bitirdi. Şu an Mimar Sinan Üniversitesinde Modern Dans eğitimini sürdürüyor.

Beş yıl boyunca Atatürk Kültür Merkezi Çocuk ve Gençlik Balesi'nin sergilediği Özel piyano ve şan dersleri aldı.

Kliplerde oyunculuk yaptı.

Reklam jingle'ları seslendirdi.


Grup Hepsi Resimleri

+ Resim ekle

13 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ben cemre.müzik dinlemek benim herşeyimdir.müzik dinlerken ve takı yaparken zaman çok hızlı geçiyor.unutmadan ben takıda yapıyorum.

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

takilarimveben68
gruphepsikizi